Şehrimizi tanımak, değerlerimizi keşfetmek ve bu mirası gelecek nesillere aktarmak bir vatandaşlık görevidir. Bu düşünceyle yola çıkarak, "önce şehrimiz, sonra ülkemiz" diyerek başladığımız gezi rotamızın ilk durağı, Eskişehir’in kadim ilçesi Sivrihisar oldu. Amacımız sadece gezmek değil; gördüğümüz her güzelliği ve iyileştirilmesi gereken her eksikliği kayıt altına alarak tarihe not düşmek.
Gönül Dağı’nın Gölgesinde Bir Turizm Hamlesi
Sivrihisar, Belediye Başkanı Hamit Yüzügüllü’nün vizyonu ve popüler Gönül Dağı dizisinin platosu haline gelmesiyle, yerli ve yabancı turistlerin uğrak noktası olma yolunda dev adımlarla ilerliyor. Dev kayalıkların eteklerine kurulan, sanatçı Metin Yurdanur’un imzasını taşıyan Açık Hava Heykel Müzesi, ziyaretçilerine muazzam bir görsel şölen sunuyor.
Bu alanda dikkatimi çeken en olumlu detay; piknik yapmanın yasak olması. Belki planlanırken bu düşünülmemiş olabilir ama insan elinden çıkan atığın minimuma inmesi açısından tam isabet olmuş. Sanat, doğanın içinde tertemiz bir nefes alıyor.
Tarihin Zirvesinden Notlar
Aracımızı park edip meşhur Saat Kulesi’ne çıktığımızda, ilçenin panoramik manzarası bizi selamlıyor. Seyir terasından Sivrihisar’ı fotoğraflarken tarihin derinliğini hissedebiliyorsunuz. Ancak bir noktada duraksıyoruz: O meşhur "Gönül Dağı" ve "Sivrihisar" yazılarının olduğu bölgede doğanın içine yayılmış yapay çim halılar... Doğal dokunun içinde bu plastik görüntü biraz eğreti durmuş, sormadan edemedik: "Sahi, olmuş mu?"
İnançların ve Taşın Hikayesi
Rotamızın en etkileyici duraklarından biri Surp Yerrortutyun Ermeni Kilisesi idi. 1650’de inşa edilen, yangın sonrası 1881’de yeniden yapılan bu görkemli yapı; "Baba-Oğul-Kutsal Ruh" üçlemesine atıfla inşa edilmiş bir 19. yüzyıl Ortodoks kilisesi. Kızıl kesme taşlarından dolayı halk arasında Kızıl Kilise olarak da anılıyor. Pencerelerindeki 1881 rakamları, tarihin sessiz tanıkları gibi...
Sultan Abdülmecit döneminde Kırım Savaşı’ndan kaçarak buraya yerleşen Ermeni topluluğunun izlerini, 1930’lu yıllara kadar uzanan mezar taşlarında görmek mümkün.
Selçuklu’nun Mührü: Ulu Cami ve Kümbetler
Sivrihisar demek, Selçuklu mirası demek... 1274 yılında inşa edilen ve Anadolu’nun nadir ahşap direkli camilerinden biri olan Ulu Cami, hala ibadete açık ve büyüleyici bir atmosfere sahip. Öğle namazımızı bu huzurlu iklimde eda ettikten sonra; alt katı mezar, üst katı mescit olan tipik Selçuklu eseri Alemşah Kümbeti’ni ve ardından Kümbet Camii’ni ziyaret ettik.
Eski hamamın yanından geçip, meydanda sadece minaresiyle ayakta kalan Kılıç Mescidi’nde vakit geçirirken ecdadımızın bu topraklara vurduğu mühre şahitlik ettik ve dualarımızı eksik etmedik.
Bir Lezzet Molası: Dövme Sucuk
Selçuklu’dan günümüze taşınan bu kültürel mirası gezip bitirirken, Sivrihisar’ın tescilli dövme sucuğunun tadına bakmamak olmazdı. Bu eşsiz lezzetle gezimizi taçlandırarak dönüş yoluna geçtik.
Sivrihisar, eksikleriyle ama en çok da köklü tarihiyle keşfedilmeyi bekleyen bir hazine. Ne mutlu bu topraklara değer verenlere...
Bizim memleket, bizim hikayemiz.