Türkiye’de işletmelerin %95’ini oluşturan aile şirketleri, sadece ekonomik birer aktör değil, aynı zamanda toplumsal kalkınmanın ve Anadolu’nun ekonomik gücünün temsilcileridir. Ancak bu devasa yapı önündeki birçok engelle birlikte süregelmektedir.

Ekonominin omurgasını aile şirketleri üretimden ihracata, istihdamdan inovasyona kadar her alanda lokomotif görevi üstlenerek oluşturmaktadır. Bu yapılar, Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYİH) çok önemli bir kısmını sırtlanmış durumdadır. Aile şirketleri, özellikle Anadolu sermayesinin can damarıdır. Batısından doğusuna kadar sanayileşmenin temelinde ailelerin kurduğu ve özveriyle büyüttüğü bu işletmeler yatar. Bu şirketlerin en büyük yeteneği, "sabırlı sermaye"ye sahip olmalarıdır. Sabırlı sermaye; aile şirketlerinin ayakta kalması, aile itibarı ile şirket itibarını bir arada tutabilmesi, krizlerde başkaları kaçarken varlığını dayanarak sürdürmesinin temel göstergesidir. Kısa vadeli kâr hırsından ziyade, soy isimlerini ve/veya belirledikleri markayı geleceğe taşıma ve aile itibarını koruma dürtüsüyle hareket ederler. Bu durum, ekonomik kriz dönemlerinde aile şirketlerinin diğer yapılara göre daha dirençli kalmasını ve aidiyet duygusuyla istihdamı koruma eğilimini beraberinde getirir.

İşletme yönetimi bakımından Aile şirketleri, farklı kültürlerden gelen sermaye sahiplerinden oluşmuş ve kurumsallaşmış dev yapılara kıyasla çok daha hızlı karar alabilme kabiliyetine (çeviklik) sahiptir. Kurucunun vizyonu ve aile bireylerinin işe olan tutkusu, bürokratik engelleri hızla aşmalarını sağlar. Aile değerleri, aile bütünlüğü düsturu şirket bütünlüğü birleşir ve koruma güdüsü ile direnç geliştirir, fırsatlarda ise ivme kazanır. Hele bir de aile ile şirket arasında güç dengesine odaklı kurum haline dönüşen bir aile şirketi; hem ailenin güven veren değerlerini taşır hem de modern dünyanın rekabetçi enstrümanlarını kullanır.

Ne yazık ki istatistikler, Türkiye’de aile şirketlerinin ortalama ömrünün 25 yıl civarında olduğunu göstermektedir. Şirketlerin sadece %30’u ikinci nesle, yalnızca %3’ü ise dördüncü nesle ulaşabilmektedir. Bu durumun tecrübeyle sabit, onlarca detaylı sebeplerine ve yapılması gerekenlere ilerleyen yazılarımızda değinilecektir.

Büyüyen aile işletmelerde bir aile-şirket siyaseti oluşmadığında, gelecek nesillerin gözünde değerli ve tercih nedeni olabilecek bir teşkilatlanma ve büyüme olmadığında şirketin yönetimini devir alması gereken nesiller farklı kariyer planlarına odaklanmaktadır. Kişilere bağımlı ve hatta kurucu liderin iradesine odaklı bir yapı, kurucu lider olmadığında birleştirici gücünü kaybetmekte ve kurucu figürü sonrası sarsılma başlamaktadır. Hem aileyi bir arada tutan gelenekte hem de şirketi dirayetli yapan disiplinde… Yani intizamda. Yani basirette. Yani İrade de…

Bir sonraki yazımızda aile şirketlerinin güçlü yönleri, zayıf yönleri ve bu güçlü-zayıf yönleri ile birlikte olası fırsat ve tehditlere karşı yapılması gerekenler konularına değineceğiz.

Vesselam….